|

|
TİRYAKİNİN SON ÇARESİ
Yıl 1949 kış ortaları (Yani
Ocak ayı). Yerde 1 m’nin üzerinde de kar var.
Köydeki sigara tiryakileri için kış gelip kar yolları kesince tütün bulunmuyordu.
O zamanlar Çimoğ dayı (Kıvış Çimoğ, Haydar Pektaş’ın babası)
Hekimhan’dan bir höçbe (kolide
40 tane) paket tütün getirip 20 kuruşa satıyordu. (O günlerin en kıymetli
tiryakilerinin içtikleri 40 gramlık tatlı sert
bir paket tütün,doğu, kulüp, gelincik, yenice sığaraları idi.)
Karlar yağıp da tipi, kar fırtınası olunca Hekimhan’a gidip tütün getirmek
imkansız oluyordu artık. İşte böyle bir durumda kendisi de ağır
bir sigara tiryakisi olan Babamın (Cinoğun Abış) tütünü bitti ve bana Hadi kuzu git de kepirden Mıstı dayından bana
bir cıgara getir dedi. Şiddetli bir kar fırtınasında kepire gittim. Kapıyı
açtığımda Mıstı Dayı ( Sırrı Demirhan’ın dedesi) ocakta sac içinde bir
şey kavuruyordu.
Bana; “Buyur
kuzu” dedi. Bende Mıstı dayı “abım” beni bir cigaraya gönderdi dedim.
Kuzu sen bir cigarayı göremezsin git kendi gelsin dedi. Bende dönüp, babama
durumu söyledim. Kendisi kepire hareket edince bende birlikte gitim. Vardım
ki ne göreyim !!! Mıstı dayının sacda kavurduğu megerse meşe çalısının
yapraklarıymış. Oğlu Seydi’nin defterinden
bir yaprak kalın kağıdı ( şu andaki teksir kağıdı kalınlığında) ovalayıp
incelterek meşe yaprağına sarıp sigara niyetine içtiler.
İsmail Gürbüz

|
|