GÖKTÜRKLER
ve OĞUZLARDAN GÜNÜMÜZE
İĞDİR KÖYÜ
Oğuz
Han’ın oğulları gösterdikleri faaliyet ve başarılarına göre yay ve oklarla
babaları tarafından ödüllendirilir.
Boz
Oklar
Yıldızhan (yıldız) Ayhan
(ay) Günhan (güneş)
-
Avşar -
Yağır -
Kayı
-
Beğdili -
Bodurga -
Bayat
-
Kargın
- Doğar -
Alka evli
-
Kızık -
Yapurlu -
Kara ivli
Okla
ödüllenenlere üç oklar denilir.
Üç Oklar
Denizhan (deniz) Dağhan
(dağ) Gökhan (gök)
- İğdir -
Salur -
Bayındır
-
Düğdüz
- Alayuntlu -
Çavuldur
-
Yıva
- Eymur -
Çepni
-
Kınık
- Yüreğir(üregir) - Peçene
Türklerin
ilk yurdu ;
Orta Asya Bozkırlarına yayılmış olan Türklerin
ilk yurdunu kesinlikle saptama olanağı yoktur. Hayvanları ile göçer,
gezer durumunda olduklarından Batılı tarihçiler Altayların doğusunda
ararlar. Prof. Kafesoğluna göre; Türk yurdu “Altay Dağları ile Ural
Dağları arası, Hazar Denizinin doğu bozkırlarındadır” der.
Yirmi dört boydan oluşan Oğuzlar ; üç oklar ve
boz oklar diye iki kola ayrılır. Boz oklar üç oklara göre daha üstün
sayılır.Boyların başında beyler vardır. Yirmi dört boyun başında da
Yağbu unvanlı federasyon başkanı bulunur. Beyler arasında birlik ve
beraberlik vardır. Oğuz boylarından Kayı, Yazır, Avşar, Beydili ve Eymür
(Eymir) boyları zengin, nüfuslu ve güçlüdürler. Önemli olan ve bu beş
boy içinden ‘Yağbu’ denilen başkanları çıkar.
XIII. yüzyıl tarihçisi Reşidüttin’e göre 24 oğuz
boyunun her birinin ayrı bir damgası ve altı oğulun her birinden inen
dört boyun ongunu (yardım edici, koruyucu,iyileştirici) denilen bir
kuşu vardır. Örneğin Denizhanın çocukları; Kınık, Yıva, Büğdüz, İğdir
(Yığdır) boylarının ongunu Çakır Kuşu
olur. Günhandan inen Kayı, Bayat, Alkararlı (alkaevli), Karaivli boylarının
ongunu (uğuru) ise şahin kuşudur.
Denizhanın 4oğlu genellikle
kınık boyu ile hatırlanır.Kınık boyunun erkek çakırı, İğdir boyununda
çakırıdır.Bu husus boylara alt tuğ (bayrak) üzerindeki resimlerden de
anlaşılıyor.
Göktürklerle Oğuzların dişi bir kurttan (Asena)
üredikleri efsaneleri anlatılır.Oğuzkaan;Göktürk devletinin kurucusu olan Bumin Kağan’ın oğullarından
birinin hanımı olan Aşina’nın oğludur. Oğuzlarda anne tarafından
Aşinanın ailesi soyuna akrabadır. Dolayısı ilede İğdir boyuda Aşina ailesinin günümüze kadar uzanan kabilelerinden
birisidir.
Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu devletini kuran;Selçuklu
beylerinin içinden çıktığı boy Çakır totemli Kınık boyudur. Kınık boyu törenlerde en alt sırada yer
alır. Etin ‘aşığlu’ parçasını yer.
İğdir, Düğdüz, Yıva boylarını
genellikle kınık boyu temsil eder. Savaş zamanında kınık boyunun şefliğinde
birleşirler. Savaş sonunda bağımsız boylar halinde göçer olarak hareket
ederler. Hayvanlarıyla beraber çadırlarda yaşarlardı.
X.yüzyılda Şamanist Türkler,
İslamiyet’i kabule başlarlar. Maveraün-nehir bölgesinde bulunan Oğuzlara
Müslümanlığı kabul ettikleri için ( Müslüman-Türk ) anlamında Türkmen
adı veriliyordu.Selçuklu Oğuzları XI.yüzyıl başında Karahanlılardan
sonra İslam’a geçerler.Böylece üç çeşit Türk ortaya çıkar.
1-
Yerleşik Türkler (Sart)
2-
Göçebe İslam Türkler
(Türkmen)
3-
Göçebe Şamanist Türkler (Şamanist Oğuz olan uzlar gibi)
Hazar
ötesi Türkler Oğuzlar.
XI.yüzyıl
ortasında Oğuz boyları arasında bir birlik kurulamadığı gibi, dağılma
aşamasındadır. O dönemde Hazar denizinin doğusunda bulunan Mangışlak’a
Moğolların baskısı ile gitmişlerdir. Bu oğuz kümesi içinde her boydan
olmakla beraber, çoğunluğu Eymür, Döğer, İğdir,
Çavuldur, Karkın, Salur ve Ağar boylarıydı. Başlarında Kılık
Bey, Kazan Bey ve Karaman Bey vardı.
Oğuzlarda otlaklar boy
ve obaların ortak mülkiyeti idi.Zamanla Oğuz ilinde hızlı bir nüfus
artışı ile otlak darlığı görülür.Hayvanlarını besleyemez duruma gelince
Büyük Selçuklu Devleti (1040) zamanında kendilerinden olmayan boy ve
kabilelerle savaşırlar. O zamanlarda Maveraün-nehr’de iki kalabalık
göçebe topluluk yaşıyordu. Oğuzlar Karluklar. Bu oğuzlar; Kıpçaklar
(Kanlılar)ın baskısı sonunda yurtlarından göç ettiler.
Savaşlar boy ve obaların
çok uzaklara göçüne yol açar.Uz denilen Oğuz boylarından ayrılan bazı
gruplar Güney Rusya’ya Tuna boylarına göç ettiler. Diğer boylarda İran
üzerinden Azerbaycan, Irak, Suriye ve Anadolu’ya göçerler.(1056)
Selçuk Devletinin kuruluşu
sırasında (1040-1041) Tuğrul Beğ Irak’a geldiğinde, Irak Oğuzları Musul,
Diyarbakır yörelerinde bulunuyordu. Başlarında Tuğrul Beğ’in eniştesi
Kızıl’ın ölümü ile Gök-taş, Buka, Mansur ve anası oğlu vardı. Selçuk
Beyleri doğudan gelenleri İran üzerinden Bizans sınırlarına gönderiliyordu.
Başlarında Tuğrul Bey’in kardeşi İbrahim Yınal vardı. Mangışlak ve Horasan yörelerinden gelen üç oklara bağlı İğdir, Kınık, Yüreğir,
Bayındır, Salur ve Eymür boylarıdır.Gelen boylardan üç oklar kolunan
nüfusu Bozoklara göre fazladır.Üç oklar Çukurova’nın fethinde, Ermeni
Krallığının ele geçirilmesinde önemli bir rol oynamışlar ve Haçlılara
karşı savaşmışlardır.
Üç oklar Çukurova’ya
göçmeden önce Irak Türkmenleri olarak Amik ovasında (Hatay) ve Tarablus
tarafından (Halep) yaşıyorlardı. 1071Alp Arslan (Çağrı Bey’in oğlu)
Bizans İmparatoru Romanos Diogenes ile yaptığı Malazgirt savaşında ve
öncesinde Türkler Anadolu’ya girmeye başlamışlardı.
Türkler Anadolu’ya
XI. XII. Yüzyıllara Prof. Kafesoğluna göre 550 ile 600 bin kişilik,
C.Cahen’e göre 200 ile 300 bin kişi olarak geldiğine inanılır.O yıllarda
Anadolu’nun nüfusu 8 milyon hesaplanır.Moğol istilasıyla da Türkçe konuşan
boylar ile Moğollar Anadolu’ya yerleşirler.
Bunlar Anadolu Selçuklu
Devletinin kuruluşunda iskeleti teşkil ederler.Anadolu’nun fethine başlanıldığında
Anadolu da Ermeniler, Bizanslılar bulunuyordu.
Anadolu’da hızlı bir İslamlaşma görülür. Kentlerde Ahilik, Mevlevilik ve Bektaşilik yoluyla
Hrıstiyan yüksek tabaka islamlaşır iken; Kırsal kesimde ise, göçebe Türkmenler ve Türkmen gazileri
Orta Asya’nın Şamanist geleneğini sürdüren dervişler etkin olur.
Baba İshak, Hacı Bektaş ve Horasan’dan gelen Şeyh ve Erenler buradaki
toplulukları islamlaştırmışlardır.
Kentlerde Selçuk soyluları farsca konuşulmasına
önem verir.Kırsal bölgelerin Türkçe’ye yönelmesi kentlerde de Türkçe’nin
gelişmesini sağlar.
1055 yılında Tuğrul
Bey Bağdat halifesinin ısrarı üzerine Bağdat’a gitti. Kuzey bölgesi
Musul civarının yönetimini kardeşi İbrahim Yınal’a verdi. İbrahim Yınal
Türkmen boyları ile Mısırdaki Fatimi devleti halifesinin teşvikiyle
isyan etti. Yapılan savaş sonunda yenildi.Kardeşi Tuğrul Bey tarafından
yayının kirişi ile boğularak öldürüldü.
Bu olay nedeniyle Kuzey Irak Türkmenleri de Anadolu ve Suriye’ye doğru
göç ettiler.
Doğan Avcıoğlu
ile Faruk Sümer’in eserlerinin bilgileri doğrultusunda Türk boyları
Anadolu’ya 1071 Malazgirt savaşı öncesi ve sonrasında iki yönden girmişlerdir.
Birincisi AlpAslanın oğlu
Melikşah zamanında güneyden giren Irak ve Suriye Halep Türkmenleri,
ikincisi ise İran Azerbaycan üzerinden Erzurum-Erzincan yolu ile gelen
Türk boylarıdır.
İğdir boyu
ve mensuba olduğu üç oklar kolunun hareketleri yönünde tarihi kesin
bir bilgi yoktur. Doğan Avcıoğlunun Türklerin tarihi ile Prof. Dr. Faruk
Sümer’in Oğuzlar (Türkmenler) eseri çalışmamıza yön verirken İğdir’lilerin
de bu akınlarla anadoluya girdiklerini tahmin ediyoruz.
Köyümüzün
bağlı olduğu İğdir boyu Kuzey Irak Türkmenlerinden Diyarbakır Harput
(Mamuratül Elaziz) üzeri gelerek günümüzdeki köyü oluşturmuşlar. Diğer
bir söylentiye göre de Moğolların Anadolu’ya istilası ile Sivas’ı feth
eden Danişment beyin kuvvetlerine bağlı gelerek İpek yolu üzerinde bulunan
köye yerleşmişlerdir.
Anadolu’ya gelen Kınık,
Yıva, Düğdüz, İğdir, Eymür, Bayındır, Avşar, Begdili, Kayı, Bayat, Kızık,
Yüregir (üregir), Dodurga vs. gibi Oğuz boyları Selçuklular göçebe bir
hayat sürüyorlar. Hayvanları ile kendilerinin yaşantılarının devamı
otlak ve ganimet peşinde mücadele ediyorlardı.
Hayvanları için otlak
kendileri için verimli, korumalı arazi işgali içim Anadolu’nun çeşitli
yörelerinde dağınık halde köyler kurarak yerleşik düzene geçtikleri
günümüzdeki köy adlarından anlaşılıyor.
İğdir Köyü
; Diyarbakır , Harput, Maden, Arguvan ,Akgedik, Kangal, Sivas yöndeki
İpek yolu üzerinde bulunan günümüzdeki yerine XII.yüzyıl ile XIII.yüzyıl
başlarında bundan 7 asır önce yerleşmiştir. Köy ; ilk olarak köyün güneyinde
bulunan eski köy adıyla anılan paralel kenar şeklindeki vadide yerleşik
düzene geçmiştir.Zamanla eski köyden taşınmak istemişler.Köyün ilk yerlileri
şimdiki köyümüzün sınırları içerisinde bulunan köyün batı yönündeki
Türkmenlik dağının dibine sarı taşa (uzun pınarın üzeri) göç etmişlerdir.Eski
köyden sarı taşa göçün sebebi geniş bir alana (tahminen 30-33 km2) yayılan
arazilerine yakın olup davar ve sığırlarını Ayran dağları üzerinde otlatıp
yaşantılarını geliştirmek.Aynı zamanda doğudan batıya göçen gruplardan
uzaklaşıp rahat etmektir.
Sarı taşta oturan o zamanki köy 12 aileden oluşuyormuş.
Günümüzdeki köyün ayrı ayrı mahallelerini oluşturan yerlerde hayvanları
için ağıl ahırları varmış.
Oğuz boylarında genellikle ailelerinin en yaşlı olanı
söz sahibidir.Onun emirleri gereği hareket edilir.Oğuzların
İğdir boyuna mensup olan köyümüz insanları da adet , anane, gelenek
ve göreneklerine bağlı kimselermiş.Her gün için yapılan işler beraberce
imece usulü yapılıyormuş.Aynı zamanda pişirilen yiyecekler birlikte
yenilip içilirmiş.Bu adetlerden bazıları 1950 yılına kadar süre geldi.Perşembe
akşamları pişen yemek Cumalık adı altında akşamları komşular arasında
alınıp verilirdi. Evlenmelerde kıza başlık parası (kalın) denilen bir
mehir verilirdi. O dönemde sarı taştaki köy, yaşlı bir ninenin talimatı
ile hareket ediyor. Nine günümüzün muhtarı görevini yükleniyor.Adet
ve ananelere sıkı sıkıya bağlılar.Köy alevi ve Caferi Mezhebine mensup
olup, her yıl tarikat icra ediyorlar.
Bir an geliyor , köye başka bir köyden gelin (kız) alınıyor.Köye gelen
yeni gelin Ninenin emirlerine uymuyor, o gün için halk köfte pişireceklermiş,
gelin bu duruma uymayarak başka türlü yemek hazırlamış,komşulara sunmamış.
Gelinin davranışları nine ve köy halkını üzmüş.Gelinin tarafları ile
köy arasında kavga çıkmış.Kavga anında bir tane deve öldürülmüş.Tarikat
ehli olan halk bu davranışlardan dolayı birliklerinin bozulduğunu anlamışlar.
Kabilenin (köyün) dedesi Şahveli Dede imiş.Deve öldürülünce kavgada,
hepimiz tarikatçı olarak dövüştük , düşman olduk. Bizler “Şahvelinin
karşısında nasıl çıkarız” demişler.Yaşlı Nine adet ananemizi bu gelin
bozdu.Artık birlikte yaşayamayız, dağılalım herkes kendi halince yaşasın.Dağılın
uzun İğdir! Dağılın demiş.
Bunu duyan halkta arazilerinin üzerine yaptırmış oldukları ağıl ve ahırlara
göç edip, çoğala çoğala bugünkü duruma kavuşmuştur.Sarıtaş’tan dağılma
olduğunda bazı yörelerimizde eski yerleşim mevcutmuş.Örneğin; Ören Çağıltaş,
Ağcöğüz’ün killiğin sudan tarafında Uludere’de memelerinin tarlalarının
kuzeyindeki tepenin önünde yerleşim varmış.Bugünkü kabirlik denilen
yer bizden öncekilerin mezarlığı imiş.Sarıtaş’tan Cinöğün Abış’ın kabilesi
(İsmail Gürbüz giller) de Uludere’nin Camaş bağı denilen Abış’ın bahçesinin
olduğu yere yerleşmişler.1860 yılına kadar burada kalmışlar.
O dönemde Denizhan’dan
gelen kınık boyundan bir grup hayvanları ile köyümüze geliyor.Köy halkı
kardeş olan kabileyi Türkmenlik dağının devamı olan kınıklı yurt adındaki
yerde konaklamaları sağlıyor.Ondan dolayı o yere kınıklı yurdu deniliyor.Bir
müddet oturan kınıklar göç ederek batı yönüne gidiyorlar.Zannederim
bugünkü Hekimhan’ın Kınık köyü de bunlardır.
Bizlerden önce bugünkü
köyümüzün yerinde yerleşim olduğu bazı kalıntılardan biliniyor. Bunların
en önemlileri Uludere vadisindeki feuk, akyar ile dombalakların aşağı
kısmı köprü gözündeki oyulmuş kaya göze çarpar. Dedelerimizden önceki
köyde yaşayan insanlar tarafından yapıldığı bilinen yerler vardır.Bunlar
Ayran dağlarının dağlı ağaç mevkiinin batı eteklerinde ki Culhalığın
mağara , aynı yönde fenk, köprü gözündeki oyma taş , Şah Hüseyin ‘in
üzerindeki yığma eski eser kalıntılarıdır.
Anadolu’da yerleşim yerleri Osmanlı kayıtlarına XVI.yüzyıldan itibaren
geçtiği görülüyor.Cumhuriyetten önce Osmanlı nüfusuna kayıtlı 43 tane
Oğuz boyuna mensup muhtelif illere bağlı İğdir Köyü vardır.Bugün ise
13 tane ayrı ayrı illerde İğdir Köyü mevcuttur. Köyümüz İğdir ; XVI.
Yüzyıl sonraları,Cumhuriyet öncesi Osmanlı döneminde köy, Malatya sancağı
esas olmak kaydıyla Harput (Mamuratül Elaziz) Eyaleti Keban kazası (gümüş
madeni), Eymür nahiyesine bağlı imiş. O dönemde 13 vergi nüfusu ile
kayıtlara geçmiştir. Malatya il olunca önceleri köyü Hekimhan nahiyesiyle
beraber Akçadağ’a (Argaya) bağlanıyor. Hekimhan ilçe olunca da kazamız
oluyor.Sonraları Erguvan köyün kayıtlarda kazası olarak geçiyor. Köye
ait eski tapu ve evraklar Keban ve Harput’dadır. Bütün çevre köylerle
beraber.Eski tapu kayıtları Keban kazasına bağlı olarak 1868 yılında
yapılarak araziler şahıslar adına tescil edilmiştir.Günümüzde ise 1996
yılında yeniden Hekimhan ilçesi tapu müdürlüğüne bağlı olarak kadastro
işlemi yapıldı. Arazilerin tapuları şahısları adına yenilendi.
Cumhuriyet öncesinde 70 hane civarında olan köy , Cumhuriyet’ten günümüze
Ocak 2003 yılına kadar ise 141 haneden oluşmaktadır. 141 haneden oluşan
köyümüz bugünkü mevcut haliyle 9 mahalleden oluşuyor. Mahallelerden
en küçüğü olan Deli Ahmetler , Arapkir ilçesinin Bemere köyünden gelerek
buraya yerleşmiştir. Bugün ise 141 hanelik ikametin dışında çeşitli
illerle yurt dışında yerleşik halde birçok aileler vardır.Bu bağlamda
yurt içinde Ankara, İstanbul, Adana , Mersin, Kayseri, İzmir, Manisa,
Antalya,Bursa ve Malatya illeri ile, yurt dışında ise Almanya,Belçika,Fransa
gibi ülkelerde de yerleşmiş olan köylülerimiz vardır.
Köy Cumhuriyet öncesi ve sonrası dışarıya göç verip almıştır.İğdir boyu
sakinlerinden Aşut oğlu denilen kabile göç ederek Tokat ilinin Kazova
yöresine yerleşmişler.Daloğ Hasan’ın (Döndü Demirhan’ın babası) kardeşi
Yusuf’un iki oğlundan garip, doğanşehrin eski köye, İsmail ise Atma
Bırik nahiyesine gidip yerleşmişler.(1920 yılı öncesinde) Ecelerde Hüsüğün kardeşi Kel Ali 1940 yılında Yazıhan’a
gidip yerleşmiş.Abdoğ’lardan Cebrail Koçer 1966 yılında köyden ayrılıp
önce Gürün’ün Alacaören köyüne oradan Ankara’ya göç ediyor.Şimdi ise
çocukları Ankara ve Antalya’da bulunuyorlar.Ecelerde Yusuf Turan’ın
amcası köyden ayrılarak Arapkir’in Mineyik köyüne gidip yerleşiyor.Paşa
(Paşöğ) Demirdoğan Erzurum’dan gelen köyümüzde Icıklar’ın ön tarafına
yerleşmiş.(Cumhuriyet’ten önce) 1967 yılında ise arazisini satarak (Abuseyif,İsmail,Veli
Kara ) Eski Malatya’ya göç etti.Kendisinin ölümü ile çocukları Malatya’dan
ayrıldılar. Aydoğmuş’un Ali’de 1977 yılında arazisini (Abbas Şahin,
Mustafa Pektaş’a) satarak köyden ayrıldı.Oğulları İstanbul, Antalya
ve Malatya’da ikamet etmektedirler.
Saygılarımla...
EMEKLİ
ÖĞRETMEN İSMAİL GÜRBÜZ.
KAYNAK :Türklerin tarihi (cilt
1) Doğan Avcıoğlu
Oğuzlar(Türkmenler)
Prof. Dr. Faruk Sümer
Köyün
Öz Geçmişi Merhum Abuseyif Kara (Kıçıeğri)
Orta Asya’dan, günümüze ismini devam ettiren
köyün geleceği siz yeni nesillerimizindir.Atalarımızdan aldığımız emaneti
sizlere sunuyoruz.Sizlerinde gururla ben falan köylüyüm burada dedelerim
ve ninelerim yaşamış deme hakları vardır.Şuanda köyde ikamette bulunanlar
dışında, sizler bulunuyorsunuz. Hem de büyük bir nüfus yoğunluğuna sahipsiniz.Çoğunuz
köyü ve köylüyü tanımıyorsunuz.İşleviniz gereği çok haklısınız fakat
sizlerin mensup olduğu dede ,nine ,anne,babalarınızdan bir kısmı köyde
yaşayıp tarımla uğraşıyorlar. Gelin tarımla uğraş verin demiyorum.Her
ferdin okuyup kendini günün koşullarına göre hazırlamasını uğraş vermesini
istiyorum.
Şu anda da köyümüzde bazı hizmetler bizlerle
sizlerin fikir birliği, el birliği ile yapılarak toplumun hizmetine
sunulmasını bekliyor.Zannederim köye uzakta olan sizler 1936 yılında
açılan köy okulunun 1996 yılında ortaokulla beraber kapandığını biliyor
veya duymuşsunuzdur.Onun için bir çok aile çocuklarını il ve ilçe merkezinde
okutuyorlar.
Ben 7 yıl süreyle köyde öğretmenlik yaptığım
için okulun mevcut haline çok üzülüyorum.Bu okuldan mezun olup da şu
anda muhtelif yerlerde çalışan veya emekli olan insanlarla onların çocukları
ve torunlarının bu köy ilgi ve alakasını bekliyor.Her evde bir eğitimcinin
bulunduğu dünyanın ve ülkesinin gündemini yakından takip eden kalifiye
çağdaş beyinler bu köyün eseridir.Bu köyün bir cazibe merkezi haline
getirilmesi de sizlere bağlıdır.Yaz tatillerinizden kısa bir sürede
bizlere ayırın, hizmet grupları oluşturun. Birbirlerinizle haberleşerek,
haftanın bir günü toplumun sorunlarına ayırın.Sizler köy işlerini belki
yapamazsınız ama , kendi açılarınızdan çeşitli faaliyetler de bulunabilirsiniz.
Örneğin ; köyün okulu onarılarak sosyal
amaçlı halkın hizmetine sunulabilir. Okulun noksanlıklarının tamamlanmasıyla
şu hizmetler yapılabilir.
1-
Köy odası
2-
Muhtar odası
3-
Kütüphane
4-
Çok amaçlı toplantı salonu
5-
Doktorlarımızın arzusuyla sağlık
hizmeti (yaz tatilinde)
6-
Öğrenci için çeşitli kurs ve sportif
faaliyetler yapılabilir.
Biz
emekliler olarak okulun
iyi faydalı yönde çalışmalara açılabilmesi için ilgili makamlardan izin
alarak sizlerin emrine sunmaya hazırız.Sizlerinde toplumsal yönden göstereceğiniz
çabalar köy ve köylümü mutlu edecektir.
EMEKLİ
ÖĞRETMEN İSMAİL GÜRBÜZ